20° Parçalı bulutlu
  • EURO
  • DOLAR

MİLLETVEKİLİ BALTACI; ” ‘BÖYLE BİR DÖNEMDE YEREL YÖNETİMLERİN KOLUNU VE BACAĞINI BUDAMAK DOĞRU DEĞİL’

Kastamonu - 10 Nisan 2020 16:05 A A

Cumhuriyet Halk Partisi Kastamonu Milletvekili Hasan Baltacı, dün akşam sosyal medya üzerinden yayın yapan TV366’nın konuğu oldu ve gazeteciler İrfan Salcı, Erkan Yılmaz ve Erhan Veren’in sorularını yanıtladı.
Milletvekili Hasan Baltacı, programda salgınla mücadelede yapılması gerekenler, pandemi kurullarında milletvekillerinin neden olmadığı, alınan tedbirlerin yeterliliği, elektrik ve doğalgaz ile ilgili şikayetler, YÖK’ün kayıt dondurma noktasında aldığı karar, tarımda tohum desteğinde Kastamonu’nun yer almaması, şeker fabrikalarının durumu, ekonomik desteklerin küçük esnafa yansımaları, kısa çalışma ödeneği, EYT’lerin durumu, belediyelere destek ve ek bütçe verilmemesi, sağlık personellerinin sorunları, infaz düzenlemesi, karantina altındaki yerleşim yerlerindeki sıkıntılar ve Uğurlu-Ballıdağ-Tıp Fakültesi ile ilgili son durum hakkında açıklamalarda bulundu.
İrfan Salcı: Dünya ve ülkemiz büyük bir salgınla mücadele ediyor. Bu süreçle ilgili değerlendirmeniz nedir?
Tüm yerkürenin karşı karşıya kaldığı bu virüsle mücadele günlerinde nasıl tedbirler almalıyız sorusuna şuradan başlamalıyız. Öncelikle tedbir alabilmek ve salgından korunabilmek için sağlıklı bilgilere ihtiyacımız var. Bugün Kastamonu’da ki pozitif vaka sayısını, yoğun bakımda bulunan hasta sayısını öğrenmek için ilgililerle telefon görüşmeleri yaptım. Ama ilgililere bu verileri bakanlık dışında hiç bir kurumla paylaşmamaları talimatı verilmiş. Ben bilgi alamadım. Devlet bu noktada şeffaf bir süreç izlemiyor. Bu salgın sürecinde özellikle metropollerden, taşraya göçü engellemek için verileri sadece Sağlık Bakanlığı’nın açıklayacağı söyleniyor. Akıllara şu soru geliyor; Bize verilecek sayılarla, Sağlık Bakanlığı’nın açıklayacağı sayılar aynı değil mi? Devlet bu süreci şeffaf bir şekilde yönetemez ise herkesin aldığı tedbirlerin bir miktarının boşa gideceğini düşünüyorum. Salgınla mücadele eden Güney Kore’de, İtalya’da, Fransa’da vatandaşalar akıllı telefonlarından gittikleri yerlerdeki pozitif vaka sayısını anlık görebiliyor. Seyahatini devletinin kendisiyle paylaştığı bilgiye göre yeniden gözden geçirme imkânı buluyor. Sadece bilgileri Sağlık Bakanlığı olarak biz açıklarız derseniz bizim ve tüm yurttaşların kafasında soru işaretleri oluşur. Bu soru işaretleri giderilmeden nasıl güvende oluruz, hangi tedbirler bizi korur bunun cevabını bulamayız. Panik yapmamak, daha güvende olabilmek için verilerin şeffaf bir şekilde paylaşılması gerekiyor. Özellikle sorumluluk mevkiindeki isimlerle bu verilerin paylaşılması gerektiğini düşünüyorum. Neden böyle düşünüyorum; Pınarbaşı Devlet Hastanesi müdürümüz korona virüs şüphesi ile Karabük’te müşahade altına alınmış. Başhekimimiz hastalık belirtilerini gösterdiği dönemde İlçe Hıfzıssıhha Kurulu toplantısına katılmış. Bu bilgi doğrultusunda da ilçe kaymakamımız kendisini karantina altına almış. Bunu toplum bilmek zorunda. Bu bilgiye sahip olmadan tedbir almak havada kalır diyebilirim. Göçü önlemek için bu bilgileri Sağlık Bakanlığı tek elden açıklayacak bahanesini de çok tutarsız buluyorum. Kastamonu’ya yaklaşık 40 bin hemşerimiz İstanbul’dan gelmiş. Göç başlayıp bitmiş. Bizsalgının görülmesiyle birlikte vaka olan yerleri karantina altına alalım, sokağa çıkma yasağı uygulayalım, kimseyi mağdur etmeyelim, kira desteği verelim,15 gün insanlar olduğu yerde kalsın, virüsü kontrol atlına alalım demiştik. Tüm bu uyarılarımıza rağmen, bu önlemleri almadığımız için zaten metropollerden, taşraya göç başlayıp bitti. Gizleyerek süreci yönetmek mümkün değil.
Erhan Veren: Pandemi kurullarında milletvekilleri neden yok?
İktidar ilk günden bu yana ‘milli birlik ve beraberliğimizi korumamız gerekiyor’ diye çağrı yapıyor. Biz kendi önerilerimizi sunduğumuz zaman ise aynı iktidar ‘Aman siyaset yapmayalım’ diyor. Bu süreci madem birlikte, beraber atlatacağız neden o zaman pandemi kurullarında muhalif siyasi partilerin temsilcileri yok. Bilim kurulunda bizim önerdiğimiz kimse yok. İktidar zora düştüğü her zaman karşısındakine, muhalefete aman siyaset yapmayalım diyor. Suriye’de askerlerimiz şehit olduğunda ‘Aman siyaset yapmayalım’ diyorlar. Ekonomik kriz derinleşiyor ‘Aman siyaset yapmayalım’ diyorlar. Koronavirüs salgını başlıyor ‘Aman siyaset yapmayalım’ diyorlar. Tamam siyaset yapmayalım ama bu ülkenin dış politikasını, sağlık politikasını, ekonomi politikasını siyasi irade yönetiyor. Kararları tek bir kişi almasına rağmen birlik olalım beraber olalım deniliyor. Örnek verecek olursak Meclis’te infaz yasası tartışılırken, sağlıkta şiddet yasasını biran önce çıkartalım dedik. Bizim yasa teklifimizi getirdik. Hadi oylayalım dedik. AKP ve MHP oylarıyla reddedildi. Şimdi AKP ve MHP bizim teklifimizi alıp bir benzerini ‘Biz çıkarttık’ demek için yeniden Meclis’e götürüyor. Hani siyaset yapmayacaktık? Hani birlikte beraber hareket edecektik? Pandemi kurullarında niye biz yokuz sorusunun cevabı da burada. Bilgiyi saklamak ve Türkiye’yi birlikte ve beraber yönetmekten kaçınmak istiyorlar. Süreci tek başına yönettiğinde sürecin ekonomik, siyasi, sosyal sorumluluğunu da üzerine almış olursun. Kastamonu milletvekilinden bilgi sakla, bilim kurulunun aldığı kararları kamuoyundan sakla, bizim söylediğimiz önerilere zamanında dudak bük, iş işten geçerken bu önerileri kendin uygula bu doru bir yaklaşım değil. Madem birlik ve beraberlik içinde bu süreci atlatacağız o zaman birlikte karar alacağımız mekanizmayı da acilen kurmalıyız.
Erkan Yılmaz: Alınan tedbirler de geç mi kalındı,yeterli mi?
Toplumu oluşturan her bireyin devlete karşı sorumluluğu olduğu gibi devletinde vatandaşına karşı görevleri vardır. Ancak devlet mekanizmasını çalıştıran siyasi irade kendi yapması gerekeni bir kenara bırakıp, vatandaşa ne yapması gerektiğini söyledi. ‘Herkes kendi karantinasını, kendi OHAL’ini uygulasın’ denildi. Peyderpey tedbirler alınmaya başlanıyor ama siyasi iktidar bazı kararları alırken geç kaldı. İktidar halen bu süreci tek başına yönetebileceğini ve halen bu süreçten ne kadar az hasarla çıkarsa siyasi olarak varlığını o kadar devam ettireceğini düşünüyor. Eleştiri ve önerileri de çok geç algılıyor. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Ekrem İmamoğlu 15 gün önce açıklama yaptı ve ‘Atatürk Havalimanı hastaneye dönüştürülsün’ dedi. İktidar 15 gün sonra yaptı. İktidar tedbir alıyor ‘muş’ gibi yapıyor. Bir icraat yapıyor ‘muş’ gibi yapıyor. İktidar aslında ‘dur bakalım ne olacak’ politikası güdüyor. Aslında alınması gereken tedbirler ilk başından belliyken, örneklerden çıkartılacak olumlu sonuç varken, iktidar kendi siyasi ikbalini düşündüğü için ‘dur bakalım ne olacak’ diyor. Biz ‘ücretli izin verilsin’ diyoruz, iktidar ‘dur bakalım ne olacak’ diyor ve sonra kısa çalışma ödeneği açıklıyor. Biz ‘esnafın durumu iyi’ değil diyoruz, iktidar ‘dur bakalım ne olacak’ diyor ve iki gün sonra toplumun beklentisi artınca esnafla ilgili paket açıklıyor. Açıklıyor ama orada da ‘mış’ gibi yapıyor, ‘muş’ gibi yapıyor. Tedbirler konusunda geç kaldığımızı düşünüyorum.
İrfan Salcı: Elektrik ve doğalgaz kesintileri ile ilgili şikâyetler var?
2019 yılının ilk 9 ayında Kastamonu’da 5 bin 341 kişinin elektriği, 4 bin 325 kişinin ise doğalgazı kesilmiş. Bilindiği gibi ekonomik krizin daha da derinleştiği bu salgın sürecinde birçok iş yeri faaliyetini durdurdu. İşten çıkarılan işçiler oldu. Ama kiralar ödenecek, elektrik faturaları, doğalgaz faturaları ödenecek. Bu durumda vatandaşlarımızı oldukça zor durumda bırakacak. Bizde iktidara çağrıda bulunmuş ‘bu süreçte elektrik ve doğalgaz ücretsiz olmalı, bunu yapamıyorsan faturaları ertelemesin’ demiştik. İktidar ‘EPDK eliyle faturaları öteleyeceğim’ dedi. Başta sosyal medya olmak üzere yazılı ve görsel mecrada iktidar lehine büyük bir algı kampanyası gerçekleştirildi. EPFK’nın aldığı karara göre ‘sadece karantina altına alınan bölgelerde sayaç okunmayacağı, kıyasen fatura uygulaması yapılacaktır’ deniliyor. Yine iktidar ‘mış’ gibi ‘muş’ gibi yapıyor. Kastamonu’da elektrik sayaçları okuma işlemi devam ediyor. Aslında faturaların ertelenmesi gibi bir durum söz konusu değil. Nerelerde okunmayacak? Karantina altına alınan yerleşim yerlerinde sayaç okunmayacak. Kastamonu’da karantinaya alınan 19 köy var. Zaten köylerde sayaç ödemeleri 6 ayda bir yapılıyor. Bu kararın kimseye bir faydası yok. Şu da bir gerçek ki biz bugün aslında elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin sonuçlarını yaşıyoruz. Bugün elektrik dağıtım şirketi devletin elinde olmuş olsa, kar amacı gütmemiş olsaydı, vatandaşın fatura ödemeleri ertelenebilirdi.
Erhan Veren: YÖK uzaktan eğitim imkânı olmayan öğrenciler için kayıt dondurma olanağı sağlanacağını duyurdu. Bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kayıt dondurmak bence çözüm değil. Teknolojinin sağladığı imkânlarla uzaktan eğitim sürebilir. Ama bu sürecin ne kadar süreceğini kimse tahmin edemiyor. Anayasa’da eğitim ücretsiz denilse bile, bizim ülkemizde eğitim paralı. Üniversitede bir çocuk okutmak için her ay asgari ücret tutarı kadar bütçe ayırmanız gerekiyor. Ekonomik kriz ve salgınla birlikte gelir olanakları daralan vatandaşlar çocuklarını kayıt dondurarak 1 yıl daha fazla okutmak zorunda kaldıklarında aslında bir yıl daha fazla külfete gireceği anlamına geliyor. Eğitimde kayıt dondurmak seçenekler arasında yer almalı ama tek başına bir çözüm değil.
Erkan Yılmaz: Tarım Bakanlığı yüzde 75 hibe tohum desteği vereceği 21 il açıkladı. Kastamonu bu iller arasında yok. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Gıda krizi yaşanmaması için çeşitli ürünlere yüzde 75 oranında tohum desteği verileceği açıklandı. Buda 21 ille sınırlandı. Ama Kastamonu bu desteğin dışında. 50 bin hektar alanda 122 bin ton buğday üretimimiz var. Çeltik’in anavatanı Tosya ama Kastamonu bu teşvikin dışında. Kastamonu’nun bu teşvikten yararlanmasının bu ülke için ne zararı var? Kastamonu’da sarımsak üretiliyor. Ülkemizin önemli bir değeri. Neden sarımsak üreticisine tohum desteği vermeyelim? Neden Kastamonu 21 il arasında yok. Çünkü iktidar milletvekillerinin Kastamonu ile ilgili bir derdi yok. Sadece tohum desteği de yeterli değil. Çiftçi borç batağında. Mazot başta olmak üzere yüzde 100 destek sağlanabilir. Bu adım atılmazsa bu salgın sonra ülkemiz bir gıda kriziyle karşı karşıya kalabilir.
Erhan Veren: Tarım demişken bu süreçte şeker fabrikalarının önemi bir kez daha ön plana çıktı. Başta Kastamonu Şeker Fabrikası olmak üzere özelleştirme kapsamında olan ayrıca özelleştirilen fabrikalarla ilgili son durum nedir, görüşleriniz nelerdir?
Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine en fazla karşı çıkan Cumhuriyet Halk Partisi olmuştur. Daha önceleri defalarca söyledik, haykırdık. ‘Şeker Pancarı stratejik üründür, fabrikalar satılamaz’ dedik. Her çıktığımız kürsüde ‘şeker demek, küspe ve melas demek, etanol demek kısaca Türk çiftçisinin gıdası demektir’ dedik. Şeker pancarının stratejik ürünler arasında yer aldığını, ondan şeker, küspe ve melas yanında hijyen maddesi etanol üretildiğini, dünyanın başına bela olan korona virüs sayesinde bilmeyenler de öğrenmiş oldu. Bilindiği gibi etanol korona virüs salgını nedeniyle kullanımı tavsiye edilen dezenfektasyon ürünleri ve kolonya üretiminde kullanılmaktadır. Tüm dünyaya yayılan korona virüs salgını nedeniyle kolonya ve dezenfektan ürünlerinde satış patlaması yaşanması buna rağmen fiyatlarda artış olması etil alkole olan ihtiyacı gözler önüne sererken şeker fabrikalarının önemini de hatırlamamızı sağlamıştır. Salgın hastalık başta olmak üzere gıda krizi gibi olağanüstü durumlarda ülkelerin üretim kapasiteleri çok önemlidir. Korona virüs salgını, satış kapsamında bulunan şeker fabrikalarının özelleştirme kapsamından çıkarılması, özelleştirilen şeker fabrikalarının ise kamulaştırılması gerektiğini bize net olarak göstermiştir.
Erkan Yılmaz: Sn. Hayati Hamzaoğlu’nun bir açıklaması oldu. Kastamonu’nun sesinin duyulmadığı, Ilgaz’ın bu tarafına destek geçmediği eleştirisi getirdi. Sizin izlenimleriniz nedir?
Ilgaz’ın diğer tarafında Kastamonu’nun tek bir sesi var o da Cumhuriyet Halk Partisi’nin milletvekilidir. Meclis’te yürütülen çalışmalara batığınızda Ilgaz’ın ardında Kastamonu’yu temsil eden tek bir milletvekili olduğu görülecektir. Neden böyle? Çünkü ülkeyi yöneten bir tek adam zihniyeti var. Hal böyle olunca milletvekilleri kendi derdine düşüyor. Benim yaptığım bütün açıklamalar ve çalışmalarım orada. Kastamonu’nun sesi olmak için elimden gelen gayreti gösteriyorum.
Erkan Yılmaz: İktidar tarafından Ekonomi İstikrar Kalkanı Paketi açıklandı. Küçük esnafa yansımalarında ciddi sıkıntılar olduğu ortada. Ne düşünüyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Ekonomi İstikrar Kalkanı Paketi açıkladı. Ekonomik İstikrar Kalkanı paketi açıklıyorsun işçiyi, esnafı, çiftçiyi, emekliyi, öğrenciyi temsil eden kimse yok. Bir koltuğunun altına büyük sermayeyi, bir koltuğunun altına da almışsın yandaş sermayeyi ondan sonra ‘Birlik olalım diyorsun.’ Bu nasıl olacak? Esnaf açıkladığın paket için bankalara gitmiş, istenen belgeleri duyunca hepsi kapıdan geri dönmüş. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak çıktı ve 70 bin esnafın bir kısmının kredi kullandığını, bir kısmının başvuru değerlendirme sürecinin devam ettiğini söyledi. Türkiye’de 1 milyon 600 bin esnaf var. Damadın açıkladığı rakamla kıyaslayınca yüzde 3-4 ancak yapıyor. Geriye kalan yüzde 95 esnaf ne yapacak? Zaten kredisini, kirasını, stopajını, elektriğini, doğalgazını zor ödüyor. Yanında çalıştırdığı işçinin maaşını veremiyor. Zaten gırtlağına kadar borçlu olan esnafı umutlandıracaksın, ondan sonra bankanın kapısından geri dönecek. Bu ülkede kimse, kimsenin umuduyla oynamamalı. Şeffaf olacaksın, yurttaşın sana güvenecek. Onların umutlarını, hayallerini siyasi ranta çevirmeyeceksin. Esnaflarımıza acilen sicil affı getirilmeli, krediye kolay ulaşabilmesinin yolu kesinlikle açılmalıdır. Bence geri ödemesiz verilmeli. Yok buna bütçemiz uygun değil deniliyorsa en az 1 yıl geri ödemesiz ve faizsiz kredi desteği verilmelidir. Faaliyetleri geçici olarak durdurulan esnafın kira borcu, belirli bir süre Cumhurbaşkanı kararıyla yedek ödenekten karşılanmalıdır. Esnaflarımızın SGK ve Vergi Dairesine olan borçları, faizleri silinerek yapılandırılmalı. Yine Bağ-Kur ve SGK primleri en az 3 ay boyunca devlet bütçesinden ödenmelidir. Prim borcu olan esnafların ve ailelerinin yılsonuna kadar ilaç alabilmelerinin önü mutlaka açılmalı. Esnafın can simidi olan Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifinin kredi limitleri 200 bin TL’den 300 bin TL’ye çıkarılmalı ve beş yıl olan vadeler uzatılmalı. İşyerleri kapalı olan esnaflarımızdan kapalı oldukları süre içinde stopaj alınmamalıdır. Özellikle esnaflarımızın kurumlardan olan alacakları bir an evvel geciktirilmeden ödenmelidir. Berberler kapattı, restoranlar, kafeler kapattı. Hizmet sektörü bitmiş durumda. Online alışveriş yapabileceğiniz hizmet sektörü bugünlük ayakta, onlarında akıbetinin ne olacağını henüz hiç kimse bilmiyor. İhtiyacımız olan umut, şeffaflık ve kapsayıcı olmak. İktidar yıllardır yüzde 1’in çıkarlarını düşüyor. Diğer yüzde 99’u için yapıyor ‘muş’ gibi yapıyor.
İrfan Salcı: Salgınla mücadele kapsamında kısa çalışma ödeneği desteği verileceği ve işten çıkarmaların yasaklanacağı açıklandı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
İktidarın yapıyor ‘muş’ gibi yaptığına bir örnek te bu düzenlemedir. Faaliyetlerini durduran işyerleri için kısa çalışma ödeneği adı altında bir düzenleme yapıldı. Eskiden 600 gün sigorta primi istiyordu, bu 450 güne düşürüldü. Kısa çalışma ödeneği ile o iş yerinde çalışan çalışanların ücretlerinin bir kısmını devlet verecek. Dün bir karar alındı, daha doğrusu bir yasa teklifinin hazırlandığı söyleniyor. Bu yasa teklifine göre işçilerin işten çıkarılmasının 3 ay boyunca yasaklanacağı ifade ediliyor. Teklifin içeriğine baktığınızda yıllarca karşı konulan ücretsiz izin uygulaması yasaya geçirilmeye çalışılıyor. Kısa çalışma ödeneğine başvuranlara bin 700 lira ile 4 bin 380 lira arasında ödeme yapacaktı devlet. Eğer bu yasa kanunlaşırsa en az ücret bin 170 liraya düşecek. AKP Bu bin 700 lirayı bin 170 liraya düşürmenin hesabını yapıyor. Halkın sağlığının önemli olduğu günlerde bunu yapıyor.
Erhan Veren: Korona virüs ile mücadele de belediyeler bütçelerinden planlanmamış harcamalar yapmak zorunda kalıyor. Her belediyenin ciddi harcamaları var. Kastamonu Belediye Başkanı Galip Vidinlioğlu hükümetten bir destek alamadıklarını söyledi. Belediyelere destek konusunda ne düşünüyorsunuz?
Aslında iktidarı oluşturan koalisyonun belediye başkanı feryat ediyor. ‘Virüslü mücadele konusunda yükün büyüğü bizde ama merkezi hükümet bize yeterince destek vermiyor’ diyor. Doğru söylüyor, Galip Bey haklı. Korona virüs ile yerel yönetimler mücadele ediyor. Yükün büyüğü yerelde ise personel açığını giderecek politikalar üretilmesi lazım. Borç içindeki bu belediyeleri ayakta tutabilmek için devlete olan SGK ve İller Bankası borçlarını ötelemen lazım. Resmi Gazetede bu konuda yayınlanan son karar; Nisan, Mayıs, Haziran ayında belediyelerin iller bankasına olan borçların öteleneceğini söylüyor. Bunlar ötelense bile belediyeler kar amacı gütmediği için şu dönemde yapılacak muazzam harcamaların geriye dönüşü yok. Mümkünse SGK alacakları ve İllerBankasına olan borçlar silinmeli değilse en az 1 yıl ötelenmelidir. Personel sorunlarını gidermek zorundasın.Böyle bir dönemde yerel yönetimlerin kolunu ve bacağını budamak doğru değil. Ayrıca şunu da belirtmekte yarar var. Tüm yükü çeken yerel yönetimlerin halkla temas etmesini engellemek için bağış toplaması yasaklandı. Bu tamda kutuplaştıran bir tutumdur. Merkezi yönetim biran önce yerel yönetimlerin elini güçlendirmelidir. Görev başına geldiklerinde yerel yönetimleri güçlendireceğiz dediler ama şuan geldiğimiz noktada tek merkezden yönetilen bir ülke konuma geldik.18 yıl boyunca neyi eleştirdilerse onu yaptılar.
İrfan Salcı: EYT yasası bu süreçte çıksa esnafa can suyu olabilir mi?
Bu konuda gerçekçiliği elden bırakmak istemiyorum. Türkiye’de EYT’li sayısı 3 ila 4 milyon arasında olduğu söyleniyor. Ülkemizde ücretler yüksek olsa, insanlar alın teriyle daha kaliteli daha iyi yaşayabiliyor olsalar 65 yaşına kadar da çalışır, 70 yaşına kadar da çalışır. Avrupa ülkesinde emekli olanlar emekli maaşıyla dünyayı gezerken, bizim ilimizde emekli olan bir vatandaşımız buradan Çorum’a gidemiyorsa düşünmek lazım. EYT’liler aslında biz emekli olalım yan gelip yatalım istemiyorlar. Emekli olalım, gelirimiz biraz daha artsın, biz zaten çalışmak zorundayız, kiramız, faturamız, okutacak çocuklarımız var diyorlar. Samimiyetle bunu dile getiriyorlar ama iktidar bu kesime kulağını kapatmış durumda. Halbuki onlarla ilgili bir formül geliştirilebilir. Kazandıkları bir hak var. Türkiye’nin bütçesini de çok zorlamadan belli başlı avantajlar getirilebilir. Eminim ki EYT’lilerin tamamı çalışmak ve üretmek istiyor. Şimdiye kadar EYT çözülmüş olsaydı bu zor günde 3 milyon haneye gelir garantisi verilmiş olacaktı. Bu konuda şunu da söylemem gerekiyor. Hiçbir ailenin gelirsiz kalmaması için CHP yıllardır aile sigortası diyor. Aile sigortası kavramını yerleştirebilmiş olsaydık bugün hiçbir hanenin sosyal yardıma ihtiyacı olmayacaktı. Ayrıca belediyeler ve sivil inisiyatifler tarafından yardımlaşma kampanyaları gerçekleştirilmeye başlandı. Ardından Cumhurbaşkanı da bir yardım kampanyası başlattı. Bir devlet yardım, bağış toplamaz. Bir devlet yardım örgütü gibi de çalışmaz. Devlet görevini yapar. Sorumluluğu neyi gerektiriyorsa onu yapar. Devlet işçisinden, memurundan, esnafından, çiftçisinden topladığı verginin gereğini yapar.
Erkan Yılmaz: Bu süreçte sağlıkçılar moralsiz söylemleri sıkça gündeme gelir oldu. Sizin gözlemleriniz nelerdir?
Öncelikle doktorundan, hemşiresinden, temizlik personeline, güvenlik görevlisine, hasta bakıcısına, tıbbı sekreterine kadar bütün sağlık emekçilerine canı gönülden teşekkür ediyorum, başarılar diliyorum. Bugün gelen bilgilerden biri şöyleydi; Hastanede görev yapan temizlik personelinin tulumları yetersizmiş, personele ‘kendiniz alın’ denilmiş. Böyle bir şey olabilir mi? Sağlık sisteminin bir parçası olan o personele tulumlarınızı, eldiveninizi ve maskenizi kendiniz alın denilebilir mi? Bir paket açıklandı ve hekimlerin ve sağlık memurlarının maaşlarını 3 ay tavandan ödeyeceğiz denildi. Evet çok güzel hatta daha fazla destek verilmeli ama orada hasta bakıcı var, orada tıbbi sekreter var, orada temizlik görevlisi var, orada güvenlik görevlisi var. Bütün bunların hepsi sağlık sisteminin bir parçası. Niye bütüncül bakmıyoruz. Çünkü iktidar popüler olanı yapıyormuş gibi yapmanın derdinde. Yine belirtiyorum. İktidar ‘Dur bakalım ne olacak?’ diyor.
İrfan Salcı: Kastamonu’nun bütünleşmiş bir lobisi neden yok, kurulabilir mi?
Kastamonu’nun bütünleşmiş bir lobisi ve tek bir hedefe yönelen siyaseti yok. Herkesin gönlünde bir siyasi parti olacak. Ama şunu gözden kaçırmamak lazım. Kastamonu ile ilgili kim konuşuyorsa konuşsun onun sesine kulağınızı tıkamamanız lazım. Ballıdağ ve Uğurlu için il başkanımız ‘milletvekilleri öncülük etsin’ dedi. Bende kendime görev edindim ve milletvekillerini aradım ama Hakkı Köylü hala telefonuma geri dönecek. Nasıl birlikte olacağız? Ben mecliste Kastamonu ile ilgili ve sorunlarla ilgili açıklama yapıyorsam o konuyla ilgili bütün sendikalar, STK’lar ve meslek odaları ses verecek. ‘Şöyle bir öneri getirmek’ istiyoruz diye söyleseler ona da açığız ama sesimizi sessizlikle boğmaya çalışıyorlar. Önerilerim beğenilmeyebilir ama daha iyi bir öneri yoksa insanlar mevcut öneriyi desteklemek zorundadır diye düşünüyorum.
İrfan Salcı: Bu zor süreçte esnafa harcama kartı verilebilir mi?
Bu konuda basit bir örnek vermek istiyorum. Bu örnekleri verdiğimizde bazı kesimler rahatsız oluyor. Ülkemizi beğenmiyormuşuz algısı yaratmaya çalışıyorlar. Geçende kuzenim Fransa’ya gitmiş. Karantina uygulaması başlayınca karantina altına alınmış. Çalışmıyor. Merak ettim ve nasıl geçindiklerini sordum. Fransız hükümeti turist olarak ülkesinde bulunan birine bile harcama çeki vermiş. Biz bunu kendi vatandaşımız için yapabiliriz. İktidar yeri geliyor Ali Ağaoğlu’nun bir inşaatını kurtarabilmek için 1.6 milyar liralık bütçe bulabiliyor. Ziraat Bankası’nı damadının yönettiği Varlık Fonu’na devredip oradan Demirören’e kredi verebiliyor. İktidar mevcut düzen böyle bir salgın varken bile hasar görmeden devam etsin istiyor.
İrfan Salcı: Yerel gazeteler, yerel basın emekçileri yeterince destekleniyor mu?
Yerel basın, Basın İlan Kurumu’nun kıskacından kurtarılmalıdır. Yerel basın desteklenmelidir. Yerel gazetelerin vergi borçları ertelenmeli, bu borçlar bahane edilerek gazetelerin ilan almasına getirilen sınırlamalar bir an önce kaldırılmalıdır. Bilginin sınır tanımadığı dünya da bilginin yerelleştirilip herkese ulaştırabilmenin olanakları biraz daha fazla arttırılmalıdır. Ekonomik krizin en çok darbe vurduğu sektör yerel basın olmuştur. Yerel basının sorunları muhakkak acil olarak çözülmelidir.
Erkan Yılmaz: İnfaz düzenlemesi ile ilgili son durum nedir?
Bu iktidar iktidara geldiğinde Türkiye’deki cezaevi sayısı 155’ti. Şuanda 350’nin üzerinde cezaevi var. Türkiye özgürlükleri getireceğini söyleyen iktidar aslında Türkiye’yi cezaevleri ülkesine dönüştürmüş durumda. Bir infaz yasası gerekliydi. Ancak iktidar kendi siyasi çıkarına uygun bir infaz yasası çıkartıyor. Bu ülkede bomba atanda terörist oluyor, twit atanda terörist oluyor. Bu ülkede dağa çıkanda terörist, yazı yazanda terörist oluyor. Bu ülkede dün iktidarın ortağı iken, yarın terörist olabiliyorsunuz. Bugün terörist iseniz yarın kahraman olabiliyorsunuz. İktidar bu infaz yasası ile birlikte cezaevlerini boşaltmayı, muhaliflere yer açmayı planlıyor. Dün twet attığı için para cezasına çarptırılanlar, yarın hapis yatarak cezasını çekmek zorunda kalacak. Uyuşturucu ticareti yapanlar dışarı çıkacak, devlete rüşvet vererek işini yapanlar dışarı çıkacak, dolandırıcılar dışarda olacak. Gazeteciler dışarı çıksın dediğimizde onlar gazeteci değil, terörist diyorlar.
Erhan Veren: Özel Uğurlu Hastanesi ve Ballıdağ Hastanesi ile ilgili düşünceleriniz nedir?
22 Mart’ta Kastamonu’daki sağlık sistemini güçlendirmek adına bugünlere işaret ederek atıl duran Özel Uğurlu Hastanesi ve Ballıdağ Hastanesi’nin sağlık sistemine entegre edilmesi gerektiğini söylemiştim. Bu açıklamalar üzerine il başkanımızın çağrısı üzerine Hakkı Köylü ve Metin Çelik’i aradım. Metin Bey’le telefonda görüştüm. Bu görüşmeyin özetini de ben yine kamuoyuyla paylaşmıştım. Sonra Belediye Başkanımız Galip Vidinlioğlu sivil toplum kuruluşları ile bir toplantı tertip etmiş ve milletvekillerimizin görüş ve önerilerini de dinleyelim demişler. Bizde önerilerimizi sunduk. 2010 yılında yapımına başlanan, 2012 yılında tamamlanan ama hizmete açılamadan atıl duruma düşen, 180 yatak kapasitesine sahip olan ve bu yataklardan 40 yoğun bakım yatağına uygun olan Özel Uğurlu Hastanesi’nin hem Kastamonu ekonomisine kazandırılması gerektiğini, hem de bugünlerde acil olarak sağlık sistemimize dahil edilebilecek tek bina olduğunun göz ardı edilmemesi gerektiğini dile getirdik. Özel Uğurlu Hastanesi’nin devam eden bir hukuki süreci var. Ancak Kastamonu’da yoğun bakım yatak sayısının arttırılması gerekiyor. Solunum cihazı sayısının arttırılması gerekiyor. Bunun için elimizde en avantajlı yer Özel Uğurlu Hastanesi’dir. Bana Özel Uğurlu Hastanesi’ne ihtiyaç yok. Şurada yoğun bakım yatak sayısını arttırabileceğimiz başka bir bina daha var deseler o da başımız, gözümüz üstüne. Bizim önerimiz bu bina ya kamulaştırılmalı, ya da kiralanmalıdır. Hukuki süreç çok çabuk hızlandırılabilir. Atatürk Havalimanı’na 45 günde hastane yapılabiliyorsa, bitmiş bir hastaneyi sağlık sistemi içine dahil etmek ne kadar uzun bir zaman alabilir ki? İstenirse 15 günde faaliyete sokulabilir. Şimdi bir tarafta 2 yıldır ödeneği olmasına rağmen atıl duran Tıp Fakültesi var, bir tarafta devlette olmasına rağmen 2007 yılında kapatılan Ballıdağ Hastanesi var, bir tarafta da milyonlarca lira harcanıp atıl kalan özel sektöre ait bir hastane var. Bu kadar atıl bina varken sağlık sisteminin doğru işlemesi, yükü kaldırması mümkün değil. Sağlık hizmetlerindeki standardımızı bir an önce yükseltmemiz gerekiyor. Kastamonu’nun uzman tabip açığı 104 iken, Kastamonu’nun sağlık personeli açığı 427 iken 30 ilave hemşire görevlendirmek yeterli değil. Biz sadece Özel Uğurlu Hastanesi’nde olduğunu dile getirmiyoruz. İlçe hastanelerimiz çok önemli. Vakaların birçoğu ilçeden geliyor. Tosya, Taşköprü, İnebolu ve Cide devlet hastanelerinin pandemi hastanesi şart ve niteliklerine kavuşturulması gerektiğini söyledik. Sağlık Bakanlığı’nın genelgesinde bir sağlık tesisinin pandemi hastanesi ilan edilebilmesi için taşıması gereken kriterler açık. Bir sağlık tesisinin pandemi hastanesi ilan edilebilmesi için öncelikle üçüncü seviye erişkin yoğun bakım yatağına sahip olması gerekiyor. Ayrıca bünyesinde enfeksiyon hastalıkları uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanı ile dahiliye uzmanı hekimlerinden en az ikisinin bulunması şartı var. Baktığımızda üçüncü seviye erişkin yoğun bakım yatağımız il genelinde sadece Kastamonu Devlet Hastanesi’nde var ve sayısı 36. Tosya Devlet Hastanesi’nde 6 tane yoğun bakım yatağı var ama bu yataklar ikinci seviye erişkin yoğun bakım yatağı. Üç branş doktorundan en az ikisinin olması gerekiyor demiştik. Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı Kastamonu merkeze kaydırıldığı için Tosya’da enfeksiyon hastalıkları uzmanı yok. 40 bin nüfuslu ilçemizde Göğüs Hastalıkları Uzmanı sorununu da çözebilmiş değiliz. İnebolu ve Taşköprü’ye baktığımızda bu hastanelerimizde 4’er tane birinci seviye erişkin yoğun bakım yatağımız var. Her iki hastanemizde de Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı ile Göğüs Hastalıkları Uzmanı yok. Cide de yoğun bakım yatağı olmadığı gibi ne Enfeksiyon Hastalıkları uzmanı var, ne Göğüs Hastalıkları Uzmanı var. Yoğun bakım yatağı ve uzman hekim yeterliliği açısından hiçbir ilçe devlet hastanemiz pandemi hastanesi şart ve niteliğini taşımıyor. Salgınla mücadele ettiğimiz böyle zor bir dönemde bedeli 75 milyarı bulan Kanal İstanbul’u yapacağını söyleyenler, rektör atamada aranan 3 yıllık profesörlük şartını bir kararname ile 3 aya indiren, 3 ay sonra tekrar 3 yıla çıkaranlar Özel Uğurlu Hastanesi’ni hangi yöntemle olursa olsun Kastamonu’ya kazandırabilir. Sürekli muhalefetin önerisine bir bahane uyduranlar Ankara’ya gidip Sağlık Bakanı’nın karşısına dikilip Kastamonu’da böyle bir sorun var deme cesaretini gösteremiyorlar. Asıl sorun bu. Kastamonu olarak hep vermişiz. Ama Kastamonu istemeli ve hakkı olanı almalı. Biz hakkımız olmayanı istemiyoruz, hakkımız olanı istiyoruz. Kastamonu hakkını isteyene, savunana da sahip çıkmalı.
İrfan Salcı: Karantina uygulanan köylerde durum nedir?
19 köyümüzde karantina var. Bende, il başkanlığı yöneticilerimizde köylerimizle irtibat halindeyiz. Ama şunu söylemeliyiz ki devletin eli maalesef karantina altına alınan köylere ulaşmamış. Çok büyük nankörlük olduğunu düşünüyorum. Karantina uygulamak çok kolaydır. Asıl önemli olan karantina altındaki vatandaşlarımızın ihtiyaçlarının hükümet tarafından karşılanmasıdır. Bununla ilgili yasal maddeler çok açık.”

NASRULLAH GAZETESİ ERKAN YILMAZ

Bu haber 483 kez okundu.
Kastamonu - 16:05 A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.